Ya’kub-i Çerhîl-rahmetullahi aleyhi-
Hem zahir hem batın ilimlerine vakıf, tefsir ilmine çalışmış, eserler bırakmış bir maneviyat büyüğüdür.
Hayatı
Ya’kub-i Çerhî rahmetullahi aleyhi, Afganistan’da bulunan Çerh köyünde doğdu. Küçük yaştan itibaren ilim öğrenmek istedi. Önce Herat’a gidip, bir müddet ilim tahsili yaptı. Zamanının büyük âlimlerinden akli ve nakli ilimleri öğrendi.
Tefsir ilmine yönelen Ya’kub-i Çerhî rahmetullahi aleyhi, sonra Buhara’ya gitti. Orada da âlimlerden ilim öğrenip, icazet aldıktan sonra tasavvuf ilmine yöneldi. Şah-ı Nakşibend’in ve onun emriyle halifesi Alâeddin-i Attar rahmetullahi aleyhinin sohbetlerinde yetişti.
Ya’kub-i Çerhî rahmetullahi aleyhi şöyle anlatmıştır: “Buhara’nın âlimlerinden ilim tahsil edip icazet aldıktan sonra memleketime dönmek üzere idim. İçimde Şah-ı Nak- şibend rahmetullahi aleyhin yanma gitmek arzusu hâsıl oldu. Huzuruna varıp;
Beni hatırdan çıkarmayınız. Diye yalvardım. Böyle söyleyince bana;
- Tam gideceğin sırada mı bana geliyorsun? Buyurdu.
Ben;
- Gönlüm iştiyakınızla dolu, sizi seviyorum. Dedim.
Bana;
- Bu arzu ne sebepten geliyor? Dedi. Ben;
- Büyük bir zatsmız ve herkesin makbulüsünüz, dedim. Bunun üzerine;
Bu sebep kâfi değil, buyurdu. Bunun üzerine ben de;
- Sahih bir hadiste; “Allah-u Teâlâ bir kulunu severse, onun sevgisini kullarının kalplerine düşürür. İnsanlar-onu severler.” (Müslim) buyrulmuştur, dedim. Sözümü bitirince tebessüm etti ve;
- Biz azizâmz, dedi. Bu söz üzerine kendimden geçer gibi oldum. Çünkü bu görüşmeden bir ay kadar önce, bir rüya görmüştüm. Rüyamda bana; “Azizânın müridi, talebesi ol.” demişlerdi. Rüyayı unutmuştum. Şah-ı Nakşibendî rahmetullahi aleyh böyle buyurunca hatırladım. Ben tekrar;
Bana teveccüh ediniz, hatırınızdan çıkarmayınız. Diye yalvardım. Bunun üzerine şöyle buyurdu;
-Bir gün Azizân’dan (Ali Râmitenî rahmetullahi aley- hiden) böyle bir istekte bulunmuşlar. O da bir şeyin hatırda kalması için bir vasıtaya ihtiyaç olduğunu söylemiş ve hatırlamaya vesile olacak bir şey istemişler. –
Bunu söyledikten sonra, bana mübarek takkesini hedi- } ye etti ve “Senin bana vereceğin bir şeyin yok, şü takkeyi el, onu her gördüğünde bizi hatırla ve yanında bul.” Buyurdu.
Bundan sonra ayrıca tembih edip; “Bu yolculukta Mevlana Taceddin Deştgülegî’yi bulmaya gayret et. Çünkü o Allah-u Teâlâ’nm velilerindendir.” Buyurdu.
Yola çıktıktan sonra, içime önce şehrine, oradan da memleketime dönme arzusu düştü. Belh ile Deştgüfeİ arası çok uzaktı. Yolculukta öyle vesileler oldu ki, birden kendimi Deştgülek yakınlarmda buldum. Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhinin tembihi hatırıma göldi, H
Deştgülek’e gidip, hemen Mevlana Tacuddirt sohbetine can attım. Onun sohbetinde bulunduktan sonra Şahit Nakşibend rahmetullahi aleyhiye geri dönüp ona teslim olmak arzusu beni sardı.
Buhara’dabir meczup vardı. Onu bir yolda oturur gördüm ve “Ben gidiyorum!” dedim, bana; “Hiç durma, çnbİc git!” dedi. Oturduğu yerde toprak üstünde çizgiler çizd^ .
Kendi kendime, bu çizgileri sayayım, eğer tek çıkarsa gitmem gerektiğine işaret şayayun diye düşündüm. Saydım tek çıktı. Sah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhiye tekrar git- meye karar verip, yola çıktım.
Nihayet Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhini^ huzuruna kavuştum. Hâlimi arz ettim. Bana zikretmemi|| zikirde teke riayet etmemi büdirip; “ElindejkgeJdiği kadar zikirde tek sayıya riayet et!” buyurdu ve böylece yolda karşılaştığım meczup zatın yer üzerine çizdiği çizgilerin tek oluşuna işaret etti,”
En Faydalı İlim
Ya’kub-i Çerhî rahmetullahi aleyh bir eserinde şoyje anlatmıştır; “Allah-u Teâlâ’nın inayetiyle bu fakirde erenler yoluna girmek arzusu doğup da Fazl-ı İlahi’ye. Allah-u Teâlâ’nm yardımma kavuşunca, Buhara’da Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhiye kavuşmak nasip oldu. Oûun kerem ve iltifatları beni saadete gark etti. Çeşitli vakalar
ve gaybi işaretlerden sonra, Kur’an-ı Kerimi açıp bir ayet-i kerime tutmak istedim, mealen; “O Peygamberler Allah’ın bidayetine eriştirdiği kimselerdir. Sen de onların gittiği yoldan yürü.;.’’ (En’am; 90) buyrulan ayet-i kerime çıktı, bağlılığım kat kat arttı.
Tereddüt içinde bulunduğum günlerden bir gündü. Evimin bulunduğu yerde, Şeyh Seyfuddin’in kabrine doğru oturmuştum. İçimde öyle bir fırtına koptu ki, hemen Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhinin huzuruna kavuşmak için Kasr-ı Arifan’a doğru yola çıktım. Kasr-ı Arifan’a varıp Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhinin evlerine yaklaştığım zaman, yola çıkmış beni beklemekte olduğunu gördüm.
Bana ihsanda bulundular, yanına oturttular. Namaz kıldıktan sonra sohbete başladılar. Bu sohbet sırasında şöyle buyurdu; “İlim iki kısımdır. Biri kalp ilmi; bu ilim, en faydalı olan ilimdir. Bu ilmi nebiler ve resuller öğretir. Diğeri lisan ilmidir. Bu ilimde Allah-u Teâlâ’nm insanoğluna hüccetidir. Batın ilminden sana bir pay erişmesini ümit ederim.” Yine nakledileli ki;
“Sadakat ehliyle oturduğun zaman, sıdk (doğruluk) üzere bulununuz. Çünkü onlar, kalp casuslarıdiîV:; Kalplerinize girerler ve himmetinize bakarlar. Biz, kendi kararımızla kimseyi kabul edemeyiz. Böyle memuruz. Bakalım bu gece bize ne işaret buyrulur. Eğer seni kabul ederlerse bizde kabul ederiz.” buyurdu.
Ömrümde o gece kadar çetin ve zor gece geçirmedim. Saadet kapısının açılmasını umarken, bu kapının yüzüme kapanmasından korktum. Sabah namazım Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh ile birlikte kıldım. Namazdan sonra; “Sana müjdeler olsun. Kabul işareti geldi. Biz insanları az
kabul ederiz. Ta ki gelenlerin nasıl geldiği ve zamanına f gelmiş olduğu belli olsun.” buyurdu. Bundan sonra Şah-ı ! Nakşibend rahmetullahi aleyh silsilelerini Abdulhalık-ı ; Gücdevânî rahmetullahi aleyhiye kadar gösterdi.
Bundan sonra, nice zaman Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhinin hizmetinde ve sohbetinde bulundum. İcazet verdikleri güne kadar yanlarından ayrılmadım. Yanların- I dan ayrılıp yola çıkacağın zaman; “Sana tarikat edebi ve | hakikat sırrı olarak bizden ne erişmişse, Allah-u Teâlâ’mn i kullarma ulaştır. Bu senin saadete kavuşmana sebep olur,” j buyurdu. Ayrıca Halifesi Alâeddin-i Attar ile sohbet etmemizi emretti.
Ya’kub-i Çerhî rahmetullahi aleyh, önce’*? Şah-’i | Nakşibend’in sonra halifesi Alâeddin-i Attar rahmetullal aleyhinin sohbetinde yetişti ve onun halifesi olduuç h
Sözleri
“Sufilere göre ölüm Hak’da fani olmaktır. Böyle bir ih- I Z san ölümsüzlüğe vasıl olur.”
“Velayet mertebesine ulaşmanın delili, zahiri vebâtıni m bakımdan Peygamber sallallahu aleyhi veselleme tam tabi, I olmaktır.”
“Salik ne zaman kendinde bir kabz, fütur, vesvese ve |j endişe olduğunu fark ederse hemen hal ve hareketlerini 1 gözden geçirmelidir.”
“İbadet kalbin marifetle, ruhun müşahedeyle, nefsin 1 hizmetle ve lisanın Allah azze ve celleyi zikretmekle meşgul olmasıdır.”
Ya’kub-i Çerhî rahmetullahi aleyh bu Silsile-i Âliyye’de ç emaneti Alâeddin-i Attar rahmetullahi aleyhiden almıştır.
Allah-u Teâlâ sırrını yüceltsin.
KAYNAK: Cennet Yolunun Rehberi /Seyda Muhammed Konyevi