Hâce Ubeydullah-ı Ahrar -rahmetullahi aleyhi-
Hâce Ubeydullah-ı Ahrar, gönlü iki dünya kaygısından hür ve âzâd olmuş olduğu için bu lakabı almıştır. Ahrar hürler demektir. Soyu Hz. Ömer’e ulaşır.
Hayatı
Ubeydullah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh Taşkent’te doğdu. Dedesi âlim ve veli bir zat idi, doğumunda onun hakti. kında birçok müjdeler verdiği rivayet edilmiştir.
Çocukken rüyasmda Hz. İsa aleyhisselamı gördüğü zari man bir kısım tabirciler tıp ilminden nasibi olacağım söy- bi lediler. Fakat Ubeydullah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh kendi kendisine şöyle tabir etti: “İsa aleyhisselam ölüleri dirilten İ bir peygamberdir. Evliyadan ihya sıfatına mazhar büyük- L lere de “İsevi meşreb” denirdi. Mademki İsa aleyhisselam f bu fakirin terbiyesini üzerine aldılar, demek ki bana ölü kalpleri ihya sıfatı verilecek.”,
Ubeydullah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh, genç yaşta manevi bir arayışa girdi. Diyar diyar gezerek gördüğü bütün maneviyat büyüklerinden feyz almaya çalıştı. Hatta kim olduğuna bakmadan herkesi kendisinden üstün görür, ona I i dua etmelerini isterdi.
Sonunda Ya’küb-i Çerhî rahmetullahi aleyhinin tale- beliğine kavuşunca, mürşidi ona şöyle iltifatta bulundu: “İşte mürid dediğin mürşidin huzuruna böyle gelmeli. İş I sadece icazet yazmaya kalmış. Kandili takmış, fitili ve yağım hazırlamış, onun yanması için sadece bir ateş tutmak f yetecek.”
Ubeydullah-ı Ah rar rahmetullahi aleyh, Ya’kub-i 1 Çerhî’nin sohbetiyle üç ayda yetişti, feyz alıp tasavvuf hal- 1 lerinde yükseldi. İnsanlara İslamiyet’in emir ve yasaklarım i anlatmak üzere vedalaşıp ayrılırken, hocası ona, rabıta şar- | tını anlattı ve; “Bu yolu tâlim ederken dehşet hissi verme- ] meye dikkat et. Emaneti isteklilere ve istidatlılara ulaştır.” buyurdu.
Ubeydııllah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh, tenhada-öt 1 sun, kalabalıkta olsun, zahiri ve batini edeblere çok dik- I kat ederdi. Tanıdıklarma ve tammadıklannâ,-dost-düşman 1 herkese yardım ederdi ve şefkati pek çok idi. Hatta; “Ben j bu yolu, tasavvuf kitaplarından değil, halka hizmetten elde 1 ettim. Herkesi bir yoldan götürürler. Bizi hizmet yolundan i götürdüler. Hayır umduğum herkese hizmet ederim.”^ bu- 1 yurmuştur.
Yoksul olduğu halde çok cömertti. Bir fakiri boş çe- I virmemek için sarığım vererek yemek almıştı. Helal rızık I temin etmek için bir ortakla birlikte ziraate başladık cilalıazze ve celle o kadar bereket ihsan etti ki, yüzlerce aç insanı doyuracak imkâna kavuştu.
“Yolumuz Muhabbet Yolu”
Reşahat’ta anlatıldığına göre, Ubeydullah Ahrar rahmetullahi aleyh maneviyat yolunun muhabbet esası üzerine tesis edilmesi lazım geldiğini şöyle ifade ederdi:
“Rasulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin mescidine açılan çok sayıda kapı vardı. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem son hastalıklarında Hazreti Ebu Bekir’in evine açılan kapı hariç, diğerlerinin kapatılmasını emrettiler. Sahabe-i kiram da bu emri yerine getirdiler. Âlimler bu hususta pek çok beyanda bulunmuşlardır:
“Ebu Bekir radıyallahu anhunun, Rasulullah’a olan muhabbeti “Fena fi’r- Rasul” makamının zirvesidir. Dolayısıyla bu hadisede şu manaya işaret vardır: Muhabbet bağı dışındaki bütün bağlar kesilmiş, sadece maksuda ulaştıracak ihuhabbet yolu açık bırakılmıştır. O halde, Hak yolunda kılavuzluk etmeye layık bir Hak dostuna bağlılık da muhabbet ile olmalıdır. Hacegân yolu Hz. Ebu Bekir’e dayanır ve kendisine muhabbeti esas alır. Onların yolu hakikatte, bu muhabbet bağım gözetmek ve asla kaybetmemektir.”
İstanbul’un Manevi Fatihi
Torunu Hace Muhammed Kasım, Ubeydullah Ahrar rahmetullahi aleyhin, Orta Asya’dan tayy-i mekân ederek İstanbul’un fethine iştirak ettiğini şöyle aktarır:
Ubeydullah Ahrar rahmetullahi aleyh perşembe günü öpeden sonra aniden atının hazırlanmasını emredip atına binip süratle Semerkand’dan dışarı çıktı. Mevlana Şeyh isminde bir talebesi kendisini bir müddet takip etti. Ubeydullah Ahrar rahmetullahi aleyhin atının üzerinde bir sağa bir sola meylinden sonra kaybolduğu haberini verdi.
Ubeydullah Ahrar bir müddet sonra döndü, talebeleri; heyecanla bu ani yolculuğun hikmetini sordular. O da: “Türk Sultanı Mehmed Han, benden istiânede bulundu, ben de ona yardıma gittim. Allah’m izniyle zafer kazanıldı“
Tarih kitaplarının beyanına göre Fatih Sultan Mehmed Han, Ubeydullah Ahrar k.s. hazretlerini diğer İslâm Minderini davet ettiği gibi İstanbul’a davet etmiştir. Torunu Abdülhâdi şöyle anlatır: İstanbul’a gittiğimde |:‘û Sultan 2.Bayezid şöyle buyurdu: Babam Fatih anl’ati: Fethin en şiddetli zamanında Rabbime iltica ederek, zamanın j kutbunun imdada yetişmesini istedim. O zat şu şu vasıfta, bir beyaz atm üstünde karşıma geldi.
Korkma zafer şenindir! Buyurdu. Ben o zata
Küffar askeri çok fazla, dedim. O da bana cübbesini açarak:
İçine bak! Dedi. Cübbesinin yeninin içindeni sel gibi akan bir ordu görünce hayretler içinde kaldım.
Onların hepsi İslam ordusuna yardım etmek için geldi;, buyurdu ve devam etti;
Şimdi, şu tepenin üzerinden, üç defa kös’e vur ve bütün askere hücum emrini ver!
Ben de dediğini yaptım. O pîr de ordusu ile hücuma iştirak etti, feth-i mübin gerçekleşti. (Hoca SaadetüMEfenâ,Tac’üt Tevarih, c l, s. 437)
Sözleri
Ubeydullah-ı Ahrar rahmetullahi aleyhi, tasavvuf yolunda bulunan kimsenin vasıflarını anlatırken şöyle buyurdu; “Şeyh Ebu Said Ebu’l-Hayr, tasavvufu şöyle tarif etmiştir; Şimdiye kadar evliyadan yedi yüz zat tasavvufun tarifi hususunda çeşitli sözler söylemişlerdir. Bütün bu sözlerin özü şu nokta da toplanır: “Tasavvuf; vakti, en değerli olan I şeye sarf etmektir.”
Bir sohbeti sırasında en bereketli vakit ve o vakitte işlenebilecek en hayırlı amel hususunda şöyle bir nasihatte bulunmuştu; “İkindi namazından sonra öyle bir vakit vardır ki, o vakitte amellerin en iyisiyle meşgul olmak lazımdır. Bazıları; “O saatte amelin en iyisi muhasebe, insanın kendisini hesaba çekmesidir. Öyle ki, gece ve gündüz geçirdiği saatler içinde yaptığı işleri gözden geçirip, ne kadar zamanı taat, ne kadar zamanı günah işlemekle geçirmiş hesap etmeli. Taat ile geçirdiği zamanı şükretmeli. Günah ile geçen zamanı içinde istiğfar etmelidir.” demişlerdir.
Bazıları ise; “Amellerin en iyisi, bir büyük zatm sohbetine kavuşmak için gayret göstermek ve o zatm sohbetinde, gönlünü Allah-u Teâlâ’dan başka her şeyden çevirmesidir.” demişlerdir ki, en iyi amel, Allah-u Teâlâ’dan başka her şeyden yüz çevirip, Allah-u Teâlâ’ya dönmektir.
Ubeydullah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh insanın yaptığı iyi ve kötü işlerin cansızlara bile tesir edeceğini bildirerek şöyle buyurdu; “İnsanların amelleri, işleri ve ahlakı, cansız şeylere de tesir eder. Muhyiddin-i Arabi rahmetullahi aleyhinin bu hususta çok keşfi vardır. Bu bakımdan, kötü işlerin işlendiği bir yerde yapılan ibadet ile iyi işlerin işlendiği yerde yapdan ibadet birbirinden kıymetçe farklıdır. Bunun içindir ki, Kâbe’de kılman iki rekât, başka yerlerde kılınan namazın yüz bin rekâtına bedeldir.”
Übeydullah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh, asıl ve kıymetli olan ilmin, ilm-i ledünnî olduğunu bildirerek şöyle buyurdu; “İlim iki çeşittir: Biri veraset ilmi, biri de ledün ilmidir. İlm-i ledün, Allah-u Teâlâ’mn ihsanıdır. Çalışmadan elde edilir. İlahi bir mevhibedir. Kullarından dilediğine verir.”
Übeydullah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh bir defasında şöyle buyurmuştu; “İnsanın kıymeti; idrakinin,’ zekâsının,bu yolun büyülerinin hakikatlerini anladığı kadardır.”
Ubeydullab-ı Ahrar rahmetullahi aleyhinin kalplere şifa olan sözlerinden bazılan şöyledir; “Tasavvül^herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemek* k tir.” “İbadet; emirlere uyup, amel etmek, nehyedilen şeyler- den sakınmaktan ibarettir. Ubudiyyet, kulluk da bu şekilde Allah-u Teâlâ’ya yönelmektir.”
“İnsanın yaratılmasından murat, kulluk yapmasıdır. Kulluğun özü de, her halükarda Allah-ü Teâlâ’yiunütıM- jl maktır.”
“Şeyh Ebu Talib-i Mekkî buyurdu ki; Allali-u Teâlâ’dan ‘ i başka hiçbir muradın kalmaymcaya kadar gayret göster: Bu 1 muradın hâsıl olunca, işin tamamdır. İsterse sendeti kerş- metler, haller ve tecelliler hâsıl olmasm, gam değildir!”1,3–
Ubeydııllah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh, helal kazanç elde etmenin önemini belirterek şöyle buyurdu; “Bizim yolumuzda, el’helal karda, gönül ise hakiki yardadır.”
“Allah-u Teâlâ’dan gelen belâlara sabırlı, hatta şükre- dici olmak lâzımdu. Zîrâ, Allah-ü Teâjâ’nm birbiri nd^açt ‘< belâları çoktur.”
“Söz, yüce bit şeydir. Zamanında ve yerinde olmahr dır.” “Söz söylemek, dilin gönülle, gönlün de Hak ile oldu4 ğu zaman makbûldür.”
“Tasavvuf bilgilerinden maksat, kendini zorlamadan, uğraşmadan, her ân Allah-u Teâlâ’ya teveccüh ve ikbâldir. Yâni her ân Allah-ü Teâlâ’yı hatırlamaktır.”
Ubeydullah-ı Ahrar rahmetullahi aleyh Silsile-i Aliyye’de emaneti, Yakub-i Çerhi rahmetullahi aleyhiden almıştır…
Allah-u Teâlâ sırrını yüceltsin.
KAYNAK: Cennet Yolunun Rehberi /Seyda Muhammed Konyevi