Ana Sayfa / ALLAH DOSTLARI / Muhammed Bahaeddin Nakşibend-kuddise sırruhu-

Muhammed Bahaeddin Nakşibend-kuddise sırruhu-

Muhammed Bahaeddin Nakşibend-kuddise sırruhu-

Muhammed Bahaeddin Nakşibend kuddise sırrahu, babası tarafından Cafer-i Sadık, annesi tarafından Hz. k Ebu Bekir’in soyundan gelir. Kendisi doğmadan çok evvel & vefat eylemiş olan Abdulhalık Gucdevânî hazretlerinin rûhâniyetinden feyz aldığı için Üveysî meşrep kabul edilir. Tasavvufi usul bakımında kalbi zikir usulüne geri döndüğü  için, Allah’ın ismini kalbe nakşeden manasmda kendisine“Nakşibendî” denmiştir.

Hayatı

Muhammed Bahaeddin Nakşibend rahmetullahi aley­hi Kasr-ı Ârifan’da doğdu. Babası Seyyid Muhammed Bu- L hari yeni doğan oğlunu alıp himmet istemek niyetiyle Mu- fj bammed Baba Semmâsî rahmetullahi aleyhinin huzuruna vardı. Baba Semmâsî Behaeddin’i bağrıpa basıp manevi ¿s evlatlığa kabul etti “Bu yavru, büyük bir zat olsa gerektir!” îi’ diye müjdeledi. Böylece henüz üç günlük çocuk iken, zamanmın en mürşid-i kâmilinin müjdesine, himmetine ve feyzine kavuştu.

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh, ilk hocası Muhammed Baba Semmâsî rahmetullahi aleyhiden çok istifade etti. Daha sonra yedi sene Seyyid Emir Külâl rahmetul fi lahi aleyhinin sohbetine devam etti. Onun izni ile zamanın f i büyük âlim ve evliyalarına hizmet ederek sohbetlerine devam etti.

Şah-ı Nakşibend hocasımn emri ile bütün mahlûkata Fj hizmet edip nefsini hepsinden aşağı görme edebine ria- fi yet etti.” “Oğlum Bahauddin! Zikr-i ilahi’den geri kalma! i Mahlûkata halisane hizmet eh Çünkü Hakk’a giden yol,  hizmetten geçer. Ayağım şeriat seccadekihLe koy, emir, ve  nehiy hususunda istikamet üzere öl: Daima azimetle amel 11 el. Sünnete ittiba et, rıms^&ıdıırak, bidatlerden kaç. İn- ^ sanlar, hayvanlar ve bitkiler senden hizmet bekliyor. Hafi § zikre sarıl. Allah yâr ve yardımcın olsun.

Mezarlıkları ziyaret, ederek ibret Bir gün kabris- fi tunda manevi bir keşif yaşadı ve Abdulhalık-ı Gücdevâ rahmetullahi aleyhinin ruhaniyetinden feyz aldığı

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhi böflece tasavvufta ve diğer ilimlerde çok iyi yetişti. Seyyid Emir Külâl rahmetullahi aleyhinin vefatından sonra, insanlara doğru yolu gösterip, rehberlik vazifesini yaptı.

Şah-ı Nakşibend azimet ve takva yoluna riayet etmesiyle âlimlerin  itimadım kazandı. Zamanın puhara  medresesinin âlimleri ye talebeleri hep onun sohbetine gelirlerdi.

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhinin yolunun esas: lanpdan olan; “Biz sonda ele geçecek; şeyleri başa yerleş’ tirdik!” buyurması, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel* lemin daha ilk sohbetinde bulunan bir kimsenin kalbine hikmet ve feyz akmasına ve bir sohbetle nihayete kavuş­masına benzetilmiştir.

SeydS Muhammed Konyevî

Farz ve sünnetleri eda etmektir. Yeme, içme, giyme ve otur­ma da, işlerde ve adetlerde orta derecede olmaktır. Kalbi ok kötü düşünceden, vesveseden korumaktır. Kendisine rehberinde devamlı huzurunda olmaktır. Âshab-ı Kiram zamanında buna “ihsan” denilmişti. Bu yolda ilerleme esnasmda; ç, i nefsin arzularını yok etmek, nurlara ve hallere gömülmek, il fena ve beka makamlarına ulaşmak, üstün ahlak ile ahlak- 111 lanmak gibi on makam ele geçer-

HK İslam dininin hükümlerini yapmak, yani emirleri ya- 1 pip yasaklardan sakınmak, haramlan, şüpheli şeyleri hatta mübahlarm fazlasını terk etmek, ruhsatlardan uzak dur­mak, mübahları zaruret miktarmca kullanmak, tamamen mi- nur ve safa’dır. Aynı zamanda evliyalık derecelerine ka- [ rai- vuşturan bir vasıtadır. Vilayet derecelerine bunlarla ulaşıbilir. Uzak kalanlarm hepsi, bunlara dikkat etmediklerinden uzak kalırlar ve kendi arzularına uyarlar. Yoksa Allah-u Teâlâ’nm feyzi her an gelmektedir

‘Bizim tarikatımızm esası ’halvet eder encümen’dir.
Yani zahirde halk ile batında Hakk ile olmaktır. ‘El karda, gönül yarda’ olmaktu. Nitekim Kur’an’daki: ‘Ne ticaret nede ahş-verişin Allah’ın zikrinden alıkoymadığı erler vardır.’ (Nur, 24-37) ayetinde bunlara işaret vardır.”

“Nefsini Köpekten Daha Adi Bili”

Şah-ı Nakşibend rahmetüBahi aleyhi şöyle anlatmıştır, “Talebeliğimin ilk günlerinde, büyük hocam Muhammed Baba Semmâsî rahmetullahi aleyhinin emrettiği şeylerin hepsini yerine getirdim. Bunların faydalarım ve tesirlerini I kendimde gördüm.

Hocam bana, Resulullah Efendimizin ve ashab-ı kiramın \ yolunda bulunmamı söylemişti. Ben bu vasiyeti tuttum. Bıı i. hususta son derece dikkat ve gayret gösterdim. Alimlerin. 1 meclisine devam edip nasihatlerini dinledim. Alimlerin \ eserlerini okuyup bildirilenlere göre amel yaptım. Allah-u Teâlâ’nm ihsamyla bunların faydasını gördüm.

Tasavvufta en faydalı ve maksada çabuk kavuşturul şey, Allah-u Teâlâ’ya can-u gönülden, kendinden geçerek dua ve niyaz etmek, yalvarmak ve Allah-u Teâlâ’nm rıza­sını istemek, nefsi ezmek, onu mağlub etmektir. İşte bizi bunun için bu kapıdan içeri aldılar. Her ne bulduksa bu se­beple bulduk.

Bir salik, kendi nefsini Firavun’un nefsiyle mukayese etmeli ve kendi nefsini onun nefsinden yüz bin defa daha aşağı görmeli. Eğer böyle olmazsa, o salik hakikat yolunun ehli olamaz. O yolda yokluk, nefsi temizlemek kolay değil­dir. Fakat bu, bu yolda maksada ulaşmak için bir ipucudur.

İşte, ben de bunun için nefsimi varlıkların her tabaka­sına nispet edip bu yolda yürüdüm. Nefsimi kainattaki her şey ile karşılaştırdım. Hakikatte her şeyi, her varlığı, her mahlûku daha üstün ve daha hoş gördüm. O hale geldi ki, nefsim ile varlıklardan her hangi biri arasında kıyas yapa­rak düşündüm. Kendimi aşağı ve aciz gördüm. Bu, benim içimdeki her türlü kir ve pası temizledi.

Kâinatta ne varsa hepsinden fayda gördüm. Fakat nef­simden hiçbir fayda görmedim. Nefsimin Önüne geçmemiş S olsaydım, onu terbiye etmeseydim ve kendi isteği ile baş başa bıraksaydım, beni bu kapıdan içeri almadıkları, bu ^ makama koymadıkları gibi, nefsimin daha bana nice zarar- ¡9 lan dokunacaktı, Allah-u Teâlâ’ya ulaşmanm ana sermaye­sinin nefsin görüntülerini reddetmek olduğunu anladı

Ben bu usulle yine nefsimi, varlık âleminin bütün kat­il inanlarıyla teker teker kıyasladım ve şunu gördüm; Varlık 13j| âleminde yaratılanların hepsi benden üstün..;

Bir ara, ‘‘Köpeğin ne faydası var?||diye düşündüm. &ı Dericilerin köpek pisliğinden faydalandıklarını öğrenince anladım ki, köpeğin var oluşunda hikmetler bulunduğunu m ancak kendi nefsimden bana hiçbir faydanın olmadığım I anladım. İşte bu niyetimle en faziletli kimseler araşma kabul edildim.

“Kumarbazdan Bile İbret Al!”

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh şöyle anlatmıştır; “Tasavvufta ilerlemek için çalıştığım ilk günlerde, bir ılu yerde iki kişinin konuşup sohbet ettiğini görsem, gider onlara katlindim. Onları dinlerdim. Eğer Allah-u Teâlâ’dan,Resulullah’tan, Kur’an-ı Kerim’den konuşup, hayn olan « işlerden bahsederlerse, memnun olup ferahlık duyardııh. I Boş şeyler konuşanlardan ise, keder ve üzüntü duyarakuzaklaşırdım.

0 Hak yolda ilerleyip, günahlardan arınmaya ve olgun­ci laşmaya çalıştığım günlerde, bir gün yolum bir kumarhaneye uğradı. İnsanlarm kumar oynadıklarım gördüm. Bunlardan iki kişi kumara öylesine dalmışlardı ki, hiçbir şeyin farkında değildiler.

Böylece bir müddet devam ettiler. Nihayet birisi kay­bettikçe kaybetti. Neyi varsa ortaya koydu, onları da kay­betti. Dünyalık neyi varsa hepsi bitti. Buna rağmen kumar oynadığı kimseye;

“Bu kadar kaybıma rağmen, bu oyunda başımı dahi versem oyundan vazgeçmem, diyordu. Kumarbazın, ku­mar oynayıp bu kadar zarar vl ziyan görmesine! rağmeû, o oyuna olan hırsı bana ibret oldu. Hak yolunda yürüyüp daha da olgunlaşabilmek için, bende öyle bir gayret hâsıl oldu ki, o günden itibaren hak yolunda talebim her gün biraz daha arttı”

Halk İçinde Hak İle Ol!

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh hacda iken§ Kâbe’yi tavaf sırasında, aksakallı bir ihtiyarın, Kabinin örtüsüne sarılarak ağladığını ve gözyaşları ile orayı ıslah tığını gördü. Onun bu hali ona o kadar dokundu ki, kan geldi. İmrenilecek bir halde olan ihtiyarın, bir de kalbine teveccüh etti. Keşfiyle gördü ki, ihtiyarın kalbi tamamen1 dünyalık şeylerle meşgul.

Mina pazarında ise genç bir tüccar gördü. Bu , aşağı yukarı elli bin altın değerinde alış veriş yapıyor­du. Görünüşte tamamen dünyaya dalmış gözüken gencin kalbine teveccüh ettiğinde, gaibini hep Allah-u Teâlâ’yı zikretmekle meşgul bir halde gördü…,

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhim sohbetleri; ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, Ashab-ı Kiram’m eserleri ve selef-i salihinin davranışlarma dayanırdı. Nitekim Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh bir defasında şöyle anlat­mıştı; “Ben altmış yıldır bu yola inanmaktayım. Elbette, namaz, oruç ve mücahede Allahu Teâlâ’ya ulaştıralı

Böylece bir müddet devam ettiler. Nihayet birisi kay­bettikçe kaybetti. Neyi varsa ortaya koydu, onları da kay­betti. Dünyalık neyi varsa hepsi bitti. Buna rağmen kumar oynadığı kimseye;

“Bu kadar kaybıma rağmen, bu oyunda başımı dahi versem oyundan vazgeçmem, diyordu. Kumarbazın, ku­mar oynayıp bu kadar zarar vl ziyan görmesine! rağmeû, o oyuna olan hırsı bana ibret oldu. Hak yolunda yürüyüp daha da olgunlaşabilmek için, bende öyle bir gayret hâsıl oldu ki, o günden itibaren hak yolunda talebim her gün biraz daha arttı”

Halk İçinde Hak İle Ol!

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh hacda iken§ Kâbe’yi tavaf sırasında, aksakallı bir ihtiyarın, Kabinin örtüsüne sarılarak ağladığını ve gözyaşları ile orayı ıslah tığını gördü. Onun bu hali ona o kadar dokundu ki, kan geldi. İmrenilecek bir halde olan ihtiyarın, bir de kalbine teveccüh etti. Keşfiyle gördü ki, ihtiyarın kalbi tamamen1 dünyalık şeylerle meşgul.

Mina pazarında ise genç bir tüccar gördü. Bu gjşnÇitüg- car, aşağı yukarı elli bin altın değerinde alış veriş yapıyor­du. Görünüşte tamamen dünyaya dalmış gözüken gencin kalbine teveccüh ^ettiğinde, gaibini hep Allah-u Teâlâ’yı zikretmekle meşgul bir halde gördü…,

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhim sohbetleri; ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, Ashab-ı Kiram’m eserleri ve selef-i salihinin davranışlarma dayanırdı. Nitekim Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh bir defasında şöyle anlat­mıştı; “Ben altmış yıldır bu yola inanmaktayım. Elbette, namaz, oruç ve mücahede Allah-u Teâlâ’ya ulaştıralı yoldur. Ancak, bizce kişinin varlığım nefyederek, nefis ci­hadında bulunması da kişiyi Rabbine ulaştuan en önemli yollardan birisidir. Fakat bu durum, ancak kişinin arzu ve heveslerini terk ederek amellerini eksik ve kusurlu görme­siyle mümkündür. Allah-u Teâlâ’dan başkasına ilgi göste­rip gönülden bağlanmak, tasavvuf yoluna giren her müride çok büyük bir perde olur.”

“Kalbine Dikkat Et”

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh tevbe edip tasav­vufa yönelişini şöyle açıklamıştır; “Aileme ve çocuklarıma karşı kalbimde sevgi ve muhabbetim çok fazla idi. Bir gün evimde otururken, aileme ve çocuklarıma pek fazla iltifat ve muhabbet gösterdim. Bu sırada aniden kulağıma gizli bir ses geldi ve; “Her şeyi bırakıp Allah-u Teâlâ’ya dönme zamanı daha gelmedi mi?” denildi.

Bu sesi düyunca hâlim değişiverdi. Oturduğum yerde duramaz oldum. Hemen yakındaki nehre gidip, elbisemi yıkadım ve gusül ettim. Sonra iki rekât namaz kıldım,

Bir daha günah işlememek üzere.tam bir tevbe yaptım. Her şeyden el çekip, Allah-u Teâlâ’ya döndüm. Nice sene­ler kıldığım o iki rekât namazın arzusundayım.

Benim bütün gayretim, Allah-u Teâlâ’dan gayrı her şeyi bırakıp Allahu Teâlâ’nm rızasına kavuşmaktı. Allah-u Teâlâ’ya sonsuz hamd-ü senalar olsun ki, bana inayet-i Rabbânî, Allah-u Teâlâ’nm yardımı erişti ve maksadıma kavuşturdu.”

Helal lokma

Zamanında âlim ve salih kimseler ziyaretine gelip, ha­lis ve helal yemek yiyelim diye onun yemeklerini yerlerdi

Her zaman ve her işte sünnet-i seniyyeye uyar, bilhassa ye­mek hususunda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ‘e uymaya çok dikkat ederdi. Yemek yerken; “Sofra başında kendinizi Allah-u Teâlâ’nm huzurunda biliniz. O’nun ver­diği ni’meti yediğimizi unutmayınız.” buyururdu,

Cemaat ile toplu halde yemek yerken, içlerinden biri gaflet ile ağzına bir lokma alsa; “Önündeki yemeği Allah-u Teâlâ’nm huzurunda olduğunu unutmadan ye, Allah-u Teâlâ’yı hatırla, başka şeyler düşünme. Allah-u Teâlâ sana senden yalandır, O’nu düşün.” buyururdu.

Bir yemek gafletle, öfkeyle veya zorla pişirilse, o ye­mekten kendisi yemez ve yedirmezdi. Nitekim bir defasın­da şöyle buyurmuştu;

“Yenilecek bir gıda, bir yiyecek, her ne olursa olsun gaflet içinde, gazapla veya istemeyerek hazırlansa, tedarik edilse, onda hayır ve bereket yoktur. Zira ona nefs ve şey­tan karışmıştır. Böyle bir yiyeceği yiyen kimse de, mutlaka bir çirkin netice meydana gelir. İnsanların halis ve salih ameller işlemeye muvaffak olamamalarının sebebi; yeme* de ve içmede bu hususa dikkat etmediklerinden ve ihtiyat­sızlıktandır.

Her ne hal olursa olsun, bilhassa namazda huşu’ ve htıdu’ halinde bulunmak, zevkle ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek, helal lokma yemeye, Allah-u Teâlâ’yı hatırla­yarak yemek pişirmek ve yemeği Allah-u Teâlâ’nm huzu­runda imiş gibi yemeğe bağlıdır. Vücuduna haram lokma karışmış bir kimse, namazdan tat duymaz.”

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh tasavvufta halle­rinin kaybolduğunu söyleyen bir talebesine; “Yediğin lok­maların helalden olup olmadığını araştır.” buyurmuştur. Talebesi araştırdığında, yemeğini pişirirken ocakta helal olup olmadığı şüpheli bir parça odun yakmış olduğunu tespit ederek tevbe etmiştir.

Namazda huşu’ ve hudu’ nasıl elde edilir diye sorulduğunda; “Huzurlu bir halde helal lokma yiyeceksiniz.

Huzur ile abdest alacaksınız ve namaza başlarken iftitah « tekbirini, kimin huzuruna durduğunu bilerek, düşünerek ‘i söyleyeceksiniz.” buyurmuştur.

Nasihatleri

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh bir sohbetlerinde

şöyle buyurdu: “Nefsinizi daima töhmet altında tutunuz ve ona uymayınız. Her kim bunda muvaffak olursa, Allah-u Teâlâ ona bu işinin mükâfatını, karşılığını verir. Ö kül sa- lih amel işlemeye muvaffak olur ve buna tahammül ve güç i| bulur. Yaptığı her işi Allah-u Teâlâ’nm rızası için yapmayabaşlar. Bütün işlerde niyeti düzeltmek çok mühimdir.”

“Namazın dindeki yeri, vücutta baş mesabesindedir.”

M (Taberani) buyrulan hadis-i şerifte, hakiki namazın derece- H lerine işaret vardır. Namaza duran kimsenin, iftitah tekbi- I rini söylerken, Allah-u Teâlâ’nm azametini yüceliğini dü­şünerek, huşu’ ve hudu’ halinde olması gerekir.

Öyle ki, bu halini istiğrak, kendinden geçme haline || eriştirmelidir. Bu sıfatın kemal derecesi,^ Hz. Peygamber f sallallahu aleyhi vesellem ‘de vardı. Rivayet edilmiştir ki, f. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem namazda iken, mübarek göğsünden kaynayan tencerenin sesi gibi bir ses gelirdi.

Namazda kalp huzuru; helal lokma yemek ve yerken gaflet içinde olmamak, abdest alırken, iftitah tekbirini söy- ıf lerken, gafletten uzak olmakla ve uyanıklık içinde bulun­ul makla elde edilir.”

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhiye; “Siz nasıl bir yolda bulunuyorsunuz?” diye suâl sorulunca, o şöyle bu­yurdu; “Ancak arif olanların isitifacİe edebileceği bir yolda bulunuyoruz. Bu yol da üç şeyden ibarettir. Bunlar; mura­kabe, müşabeaeiVe, muhasebedir.

Murakabe; Bu yola? giren kimsenin, her şeyi bırakıp Allah-u Teâlâ’ya dönmesidir. Murakabe ehli pek azdır. Olanlarda gizlidir. Biz şu neticeye vardık ki, murakabeyi elde etmenin yolu nefse muhalefet etmektir.

Müşahede; Gayb âleminden; gelir ve kalb üzerinepşle- nenbir tecellidir.. Gelah ve Cemali olmak üzere ikiye ayrıl­mıştık’ ,

Muhasebe; Bizim yolumuzda olan kimse,, düşünüp araştırır. Kendini hesaba çekip bakar. Geçmiş zamanı gaflet ile mi, yoksa hüzur ile mi geçti? Eğer huzur ıje geçpşfş şe, o kimsenin vakti değerlendirilmiştir, O kimse Allah-ıi Teâlâ’ya hamd etsin.

Eğer geçen zaman gaflet ile geçmişse, o kimse vaktini zayi’etmiştir. Yapacağı iş, geleceği için tedbirli ¡olup tevbe etmektir. Arif olanlar, bu üç hususa riayet ettikleri için pek çok fayda elde ederler. Arif olmadan istifade edemezler.” f

Bizler, maksada ulaşmakta vasıtayız. Allah-u Teâlâ’iıın inayeti olmadan Ve rbhber ;’ olmadan maksada erişmek mümkün olmaz. Şu halde bu¡yolda ilerleyen kimse, kıya­mete kadar yaşasa, kendisinh rehber olan zatın terbiye ni­metinin, lütuf Ve himmetinin şükrünü yerine getiremezi^

“Biz hakikat devletine erişmeye ancak vasıtayız. Biz­den kesilip, hakikî maksûda erişmek gerektir. Salik fenâ mertebesine gelip, Hak Teâlâ’nm bekasına ârif olduktan sonra, cümleden kesilmek gerektir. Bu makam, kâmiller vemükemmiller, ‘mürşidler’.

Şah-ı Nakşibend rahmetullaİıi aleyh bir sohbetlerinde şöyle buyurdu; “Bizim yolumuzdaki kimselerin şu edebi gözetmesi gerekir:

Birincisi; Allah-u Teâlâ’ya karşı edebtir. Yani zahiri ve batım ile tamamen kulluk içinde olmalı. Allah-u ,Teâlâ’nm bütün emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınması ve Alleh-u Teâlâ’dan başka her şeyi, masivayı terk etmesidir.

İkincisi; Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme karşı edeb. Bu da iş ve hallerde O’na uymaktır.

Üçüncüsü; Mürşidine karşı edeb. Çünkü kendisinin Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ‘e uymasına, mürşidi vasıta olmuştur. Bu bakımdan, mürşidini hiçbir zaman unutmamalıdır.”

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhiye bu dereceye nasıl ulaştınız diye sorulunca; “Resulullah sallallahu aley­hi vesellema tabi olmakla.” buyurdu. Ve yine buyurdu ki;

“Bizim yolumuz sohbettir. Halvette, yalnızlıkta şöhret vardır. Şöhret ise afettir. Hayır ve bereket cemiyette, bir araya gelmektedir. Bu da sohbet ile olur. Sohbet, bir kimse­nin arkadaşında fani olmasıyla, arkadaşını kendine tercih etmesiyle hasıl olur. Bizim sohbetimizde bulunan kimseler arasında, bazılarının kalplerindeki muhabbet tohumu baş­ka şeylere bağlılığı sebebiyle gelişmez, büyümez.

Biz Öyle kimselerin kalplerini başka şeylere olan bağlı­lıktan temizleriz. Bizim sohbetimizde bulunanlardan bazı­larının da kalplerinde muhabbet tohumu yoktur. Biz böyle olanların kalplerinde muhabbet hâsıl etmek için çok him­met ederiz, yardımcı oluruz.”

 

Şah-ı Nakşibendi rahmetullahi aleyh, Allah-u Teâlâ’nm kullarına şefkat ve acımalarının çokluğundan, başım uzun­ca bir süre secdeye koyup, Allah-u Teâlâ’dan, tasavvufta kolay ilerlenen, kolay ele geçen vb elbette kavuşturucu bir yol istedi. Duası kabul edildi Bu yol; yeme, içme, giyimde, oturma da ve adetlerde orta derecede olmaktır. Kalbi çeşidi düşüncelerden korumaktır. Her an güzel ahlakla ahlaklan- maktır.

Şah-ı Nakşıbend rahmetullahi aleyh kendisinden ke­ramet isteyenlere şöyle buyurmuştur; “Bizim kerametimiz açıktır. Bu kadar çok günah ile yeryüzünde yürümemizden büyük keramet olur mu?”

Vefatından sonra onu sevenlerinden biri rüya da gör­
Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh, Silsile-i Âliyye’de emaneti Seyyid Emir Külâl rahmetullahi aleyhiden almış­tır…

Allah-u Teâlâ sırrını yüceltsin.

KAYNAK: Cennet Yolunun Rehberi /Seyda Muhammed Konyevi

Bunu biliyor muydunuz?

Ya’kub-i Çerhil -rahmetullahi aleyhi-

Ya’kub-i Çerhîl-rahmetullahi aleyhi- Hem zahir hem batın ilimlerine vakıf, tefsir ilmine ça­lışmış, eserler bırakmış bir ...

Bir Cevap Yazın

Araç çubuğuna atla