Alâaddin-i Attar -rahmetulîahi aleyhi-
Alâaddin-i Attar hazretleri, Buhara’da yetişen büyük evliyadandır. Alâeddin Attâr rahmetulîahi aleyh, temkinli ve dirayetli bir mürşid idi. Mürşidi Şah-ı Nakşibend rahmetulîahi aleyhiye sıkı sıkıya bağlıydı. Bahaeddin Nakşibend’in yetiştirdiği diğer halifesi Muhammed Pârisâ ve büyük âlimlerden Seyyid Şerif Cürcani kendisine inti- sab ederek feyz almışlardır.
İmam Rabbani kendisinden bahsederken “Hace Alâeddin’in yolu yolların en kısasıdır” demiştir.
Attar, ıtriyatçı yani güzel koku satan demektir. Babasının mesleğinden ötürü bu isim verilmiş olması muhtemeldir.
Hayatı
Alâaddin-i Attar rahmetulîahi aleyh Buhara’lı bir tüccarın üç oğlundan biri olarak dünyaya geldi. Nesebinin, Yesevî şeyhi Seyyid Atâ vasıtasıyla Peygamberimiz sallal- lahu aleyhi veselleme ulaştığı nakledilmektedir.
Babası vefat edince, oğullarına çok fazla mal kaldığı halde Alâeddin-i Attar rahmetullahi aleyh hiç miras kabul etmeyip, sade bir hayatı tercih etti. Şah-ı Nakşibend Haz* retlerinin damadı olduğu rivayet edilmektedir. 11
Rivayete göre medrese tahsilini ve zahiri ilimleri ikmal etmiş bulunan damadının gönlündeki “benlik” duygusunu ezmek için ona hemen zikir telkin etmeyip önce onu denemek ve nefis terbiyesinden geçirmek için odun toplamak ve Buhara çarşılarında yalın ayak elma satmakla görevli# dirdi.
Alâaddin-i Attâr rahmetullahi aleyh, soylu ve tanınmış bir aileye mensup olmasma rağmen kibirlenmeyerek, kardeşlerinin mahallesinde, hiç kimsenin sözüne aldırış etmeden, bağıra bağıra elma sattı. Ertesi gün Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhinin huzuruna gelerek;
“Emirlerinizi yerine getirmeye Çalıştım efendim!” dedi. Nihayet Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh; elma satışı işini bıraktırdı ve oüiı talebeliğe kabul etti. Hemen olu yanma aldı ve “zikr-i hafi” telkiniyle eğitimini sürdürdü. Kayınpederinin yanında sıkı bir seyr-ü sülük ve riyazat eğitimi gördükten sonra irşadla görevlendirildi; ^
…. Hâce Alâaddin Hazretleri damat olduktan sonra Hazret-i Nakşibend’e iki yönden yakın olması hasebi âe saadethanelerine serbest girme imkânı bulmuş, böylp kendisini hizmete vakfetmiş, ömür boyu bunu kendine en büyük saadet bilmiştir.
Şah-ı Nakşibend onu uzunca bir süre hiç ayırmadan terbiyesiyle meşgul oldu. Hatta müridlerinden bir kısmı “Onu niye hiç yanınızdan ayırmıyorsunuz?” diye sormak durumunda kaldılar. O bü soruya: Yakub aleyhisselamın Yusuf aleyhisselam hakkında söylediğini söyleyerek cevap verdi: “O’nu kurt yemesinden korkuyorum” Bu sözdeki fp Dükte, onun büyük bir sırra mazhar olacağı anlamındaydı tutadı gibi ikna etme kabiliyetine sahip bir mürşid dan Alâeddin Attar rahmetullahi aleyh çoklarım dalalet fırkalarının batıl akidelerinden kurtarmıştır.
Şah’i Nakşibend rahmetullahi aleyh hayatta iken, bütün talebelerinin yetiştirilmesini Alâeddin-i Attar rahroe- tuUahi alevhiye bırakıp; “Alâeddin, bizim yükümüzü hafifletti.” buyurdu. Sohbetinin bereketi ve güzel terbiyesi sebebiyle, çok kimseyi, kemal derecesine çıkardı.
ŞaK-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhinin vefatından S sonra, Alâeddin-i Attar rahmetullahi aleyh zamanında a kâmil velilerin baş tacı oldu. Halktan olsun, ilim ehlinden H olsun irşad işinde pek çok kimseye doğru yolu göstermede kaynak durumuna geldi.
Halkı Hakka götüren delillerin en önde gideni idi. Üstünlüğünden yer gök onun aşkını anlatmaya başladı. Yaşalı dığı asırda İslamiyet’i bütün güzelliği ile kâinata gösterdi. m
“Sen mi Beni Sevdin, Ben mi Seni?”
Alâeddin-i Attar rahmetullahi aleyh şöyle anlatır; “Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh beni kabul edince,onu o kadar sevdim ve sohbetlerinden ayrılamayacak halde iken bir gün bana dönüp; “Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim?” buyurdu. Ben de;
“İkram sahibi zatınız, aciz hizmetçisine iltifat etmelisiniz, hizmetçiniz de sizi sevmelidir.” diyerek cevap verdim. f Bunun üzerine bana; “Bir müddet bekle, işi anlarsın!”
Bir müddet sonra, kalbimde onlara karşı muhabbetta eser kalmadı. O zaman; “Gördün mü, sevgi benden miâh senden midir?” buyurdu.
Alâaddin-i Attar rahmetullabi aleyh bocasından istife, de ile büyük haller yaşadı. Bunlardan birini şöyle anlatir,
“Dervişlerden biri, bir gün bana, kalbin nasıl olduğunu sordu. Bende; “Nasıl olduğunu bilmiyorum dedim. 0;
“Ben kalbi üç günlük ay gibi görüyorum.” dedi. Bunu Şeyhin Şah-ı Nakşibend rahmetullabi aleyhiye anlattım.Bana, P “Bu, onun kalbine göredir.” buyurdu. Ayakta duruyoıdrik. Ayağım ayağımın üzerine koydu. Birden kendimdenI tim. Bütün mevcudatı, arş-ı a’layı kalbimde bir arada güldüm. Kendime gelince; “Gördüklerini anlat’.” buyurdu. Anlattım, bunun üzerine;
“Gönül budur. O dervişin sandığı gibi değil. Allab-n Teâlâ’ya, kalbin yakın olduğu kadar biçbir şey yakın deldir. Mahlûkların en üstünü, en şereflisi kalptir. Kalp.bdm- meyen sırlarla dolu bir âlemdir, ber şeyi kendinde bulundurur. Görüldüğü gibi kalp, heT şeyden geniş bir latiîeâk Böyle olunca onu bir kimse nasıl anlayabilir?
Bunun için bazı Evliyaların belirttiğine göre, AJlalnı Teâlâ; “Yere ve göğe sığmam, mü’min kulumun kalbine 1 garım.” buyurdu. Bu, derin sırlardandır.” buyurdu.”
Sözleri
Alâaddin-i Attar rahmetullabi aleyhi tasavvuf yoln temkini tercih ederdi. Sözlerinden bazıları şöyledir. B rid, ilim tarafım tutup kendi halini gizlemeli; tarikat e den biriyle görüşürken kendi hallerine göre söyleşme nüllere riayet etmeyi ihmal etmeyip kimseyi incitme
Bu taifenin iç yüzünü bilip ona göre hareket etmek müşküldür. Zira onların ruh halleri son derece incedir. Onlarla iinsiyet ve dostluk etmek, insanda hâlin gelişmesine sebep olur. Bu bakımdan onlarla sohbeti günden güne ilerletip devam etmeli…’r
Alâaddin-i Attar rahmetullahi aleyh bir sohbetlerinde şöyle buyurdu; “Nefsi terbiye etmekten maksat, bedeni bağlılıklardan geçip, ruhlar ve hakikatler âlemine yönelmektir. Kul, kendi istek ve arzularından vazgeçip, hakkın yoluna mani olan bağlılıkları terk etmelidir. Bunun çaresi şöyledir;
Kendisini dünyaya bağlayan şeylerin hangisinden istediği an vazgeçebiliyorsa, bunun maksada mani olmadığını anlamalıdır. Hangisini terk edemiyorsa ve gönlünü ona bağlı tutuyorsa, onun hak yoluna mani olduğunu anlamalı ve p bağlılığın kesilmesine çalışmalıdır.
Bizim hocamız Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhi o kadar ihtiyatlı idi ki, yeni bir elbise giyse, bu elbise falan kimsenindir diyerek, onu emanet gibi giyerlerdi.
Alâaddin-i Attar rahmetullahi aleyh, tasavvuf yoluna giren ve bu yolda ilerlemek isteyen salikin, durumu ve yapacağı işler hakkında şöyle buyurmuştu; “Bu yola taklit ederek girenin, bir gün hakikate kavuşacağına kefil olurum. Hocam Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh, bana kendilerini taklit etmemi emrettiler. Onları taklit ettiğim ve halen etmekte olduğum her şeyde, onun eser ve neticesini görüyorum.”
Alâaddin-i Attar rahmetullahi aleyhi, gönülde Allah-u Teâlâ’nm sevgisini bulundurmak hakkında şöyle buyurdu; “Bir kimse susup duruyorsa, onun bu hali, şu üç şeyden boş olmamalıdır;
1- Gönüle kötü duyguların girmesini önlemek,
2- Allah-u Teâlâ’yı sessiz sessiz zikretmek, anmayı sağlamak
3- Kalp hallerim gözetmek.
Gönle Allah-u Teâlâ’nın düşüncesinde başkasını koymaya çalışmak zordur. O gönle gelen şeyleri tamamen atıp uzaklaşmak ise, mümkün değildir. Yirmi sene gönlüme şey koymamaya çalıştım. Sonra yine geldi. Geldi ama gön- jj$j lümde yer bulamadı.
“Amellerin en güzeli, gönülden geçenleri araştırmak İyi mi geliyor, kötü mü geliyor bilmektir.” .
Sözleri
“Mürid şuna inanmalı ki, hakiki gayeye* ancak mürşidin, yol göstericinin, rehberin sevgisi, rızası Be erebilir. Bu sebeple, mürşidin rızasını, sevgisini talep etmek, müride ve talebeye düşen başlıca görevdir.”
“Müride, bütün işlerini mürşidine bırakmak düşer. Difl işlerini, dünya işlerini, her çeşit işini mürşidinin tercihioe. tedbirine vererek, mürşidi, yanmda kendisinin asla bir tercihi, seçmesi kalmaya.”
“Allah-u Teâlâ’mn veli kulları ile sohbet etmek öbür âlemin işlerini yürütmeye yarayan aklı artırır.”
“Bir âlimi veya evliyayı ziyaret etmekten maksat, Allah-u Teâlâ’ya yönelmektir. Nitekim görünüşte halka tek vazu, hakikatte hakka tevazudur. Çünkü insanlara Allah-u I Teâlâ’nm rızası için tevazu göstermek makbuldür, kıymetlidir.^
Alâaddin-i Attar rahmetullahi aleyh Silsile-i Âliyye’de emaneti Muhammed Behaeddin Buhari Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyhiden almıştır…
Allah-u Teâlâ sırrını yüceltsin.
KAYNAK: Cennet Yolunun Rehberi /Seyda Muhammed Konyevi