Ana Sayfa / ALLAH DOSTLARI / Seyyid Emir Külâl -rahmetullahi aleyhi-

Seyyid Emir Külâl -rahmetullahi aleyhi-

Seyyid Emir Külâl -rahmetullahi aleyhi-

Evliyanm meşhurlarından olan Muhammed Baba Semmâsî rahmetullahi aleyhinin talebesi ve Şah-ı Nakşi- bend iahmetullahi aleyhinin hocasıdır. Hz. Hüseyin radı- yallahu anhunun soyundan olup Seyyid’dir. Çömlekçilik yaptığı için Külâl ismiyle meşhur olmuştur. Seyyid Emir Külâl rahmetullahi aleyh, büyük bir âlim ve mürşid-i kamil olup her anını İslamiyet’e uygun olarak geçirdi. Pek çok kimse onun sohbet ve derslerinde kemale gelmiştir. Onun üstünlıallerini gösteren çok menkıbesi, vardır.

Hayatı

Seyyid Emir Külâl rahmetullahi aleyh Buhara’mn Sü- hari kasabasında doğdu. Babası Seyyid Hamza salih bir zat idi, Medine’den gelip, Buhara’ya yerleşmişti. Devrinin en meşhp velisi Seyyid Ata, ona bir müjde verip;

“Ey kardeşim! Allah-u Teâlâ sana şanı pek yüce olacak bir evlat verecek, cihan baştanbaşa onun hizmetine gire­cektir. Bu çocuk doğduğu zaman ismini Emir koy!” dedi. Dediği gibi oldu ve ismini “Emir” koydu.

Muhammed Baba Semmâsî rahmetullahi aleyhinin sadık bir talebesi oldu. Hocasının sohbetine ve hizmetine yirmi yıl devam etti. Baba Semmâsî’nin vefatından sonra, onun yerine geçip irşad vazifesi yaptı.

Menakıb kitaplarında nakledildiğine göre Mevlana Ce- laleddin Kebşi isimli bir zatın kendisine samimi teveccühü ile bir anda onun yanına varmış ve bir nazarla onun ke- male erişmesine vesile olmuştu. Orada bulunanlar bu hal karşısında;

“Ey Mevlana Celaleddin, uzun zamandan beri uğraşıp ömür tükettin, fakat şimdi maksadına kavuştun.” dediler. Onların böyle seslenmeleri üzerine, Seyyid Emir Külâl rah- metullahi aleyhi; “Siz kendi işinizi onun işiyle bir mi tu­tuyorsunuz? O, işini tamamlamış, yollan katetmiş ve vakti gelmiş. Sadece bizim bir işaretimize, teveccühümüze ihti­yacı kalmıştı.” buyurdu.

Keramet Haktır

Anlatıldığına göre Muhammed Baba Semmâsî’nin ta­lebelerinden bir kısmı, Seyyid Emir Külâl rahmetullahi aleyhiye evliyanm kerametinden sordular. Onlara şöyle buyurdu; “Evliya’nın kerameti haktır. Aklen ve naklen ca­izdir. Bu hususta evliyadan çok nakiller vardjr^Malum ve meşhur olup hiç şüphe yoktur.

Kalbi iman nuruyla aydınlanmış herkes, evliyanm ke­rametine inanır ve bu hususta hiç şüphe etmez. •

Buna misal çoktur. Süleyman aleyhisselamm veziri Asafın, Saba melikesi Belkıs’m tahtım, bir anda Saba’dan Kudüs’e getirmesi gibi.

Bir başka misal; Hz. Ömer radıyallahu anhu bir defa­sında Medine-i Münevvere de mescidde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin minberi üzerinde hutbe oku­yordu. Bu sırada çok uzaklarda düşmanla cihada çıkmış olan İslam ordusunun tehlikeli bir durumda olduğunu gö­rüp ordu kumandamna; “Ya Sâriye, dağa dağa!” buyurdu.

Uzakta olan kumandan Sariye ve ordunun erleri, bu sesi duyup dağa çekildi. Düşmanın tehlikeli hücumundan korundu. Bu, apaçık bir keramettir.

Eğer bir kimse, bu keramet mucizeden aşağı değil der­se, bu yanlıştır. Çünkü hiçbir veli, peygamber derecesinde olamaz. Nitekim bazı evliyalar;

‘^Evliyadan meydana gelen keramet, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin mucizelerinden dolayıdır ve Peygamberin peygamberliğini tasdik eder. Ona tabi olmayı gösterir. Eğer Peygamberler doğru sözlü olmasaydı, evliya­nın kerameti de hasıl olmazdı. Çünkü evliya, Peygamber’e tabi olmuştur.” demiştir.

Nasihatleri

Seyyid Emir Külâl rahmetullahi aleyh bir sohbetinde şöyle büyürdü; “Ey dostlarım, biz arzu ederiz ki, ahireti, ahiretteki sıkıntılardan kurtulmayı talep ediniz. Nefsinizin isteklerini terk ediniz ki, ahirette utanıp mahcup olmaya­sınız.

Eğer şükrederseniz, Allah-u Teâlâ size her istediğinizi ihsan eder. Bu dünya da ne yaparsak ahirette onun karşılı­ğım bulacağız.

Dikkat ediniz ve uyanık olunuz. Bir kimse heva ve he­vesinden vazgeçmedikçe, tuzağına av düşmeyen ve eli boş kalan avcı gibidir. Eğer insan, Allah-u Teâlâ’yı unutur, gaf­lete dalarsa, belaya ve musibete düşer.

Ne yazık ki, ömür bitmek üzere olduğu halde, insan dünyalıklara dalmış, nefsinin esiri olmuş ve ahiret yolcu­luğunu unutmuş, ihmal etmiştir.”

Seyyid Emir Külâl rahmetullahi aleyh bir sohbetinde şöyle buyurdu;

“Ey dostlar, ihlâslı olunuz. Her işinizi Allah rızası için yaparsanız, kurtulursunuz. îhlâssız yapılan amel, üzerinde padişahın mührü bulunmayan para gibidir. Üzerinde pa­dişahın mührü bulunmayan parayı kimse almaz. Üzerine mühür vurulanı ise herkes alır. İhlâs ile yapılan az amel, Allah-u Teâlâ indinde çok amel gibidir. îhlâssız yapılan çok amelin ise Hak katında kıymeti yoktur. Yaptığınız her ibadeti ve işi, ihlâs ile yapınız. Böylece Allah-u Teâlâ’ya yakın ve nzasmı kazananlardan olursunuz^

Ey dostlarım, ihlâs ile amel yaparsanız korkmayınız, bu size ahirette itibar ve şereftir. Eğer tamah sahibi olup dünyaya düşkün değilsen, sonunda varacağın yeri düşün,;-

Mert o kimsedir ki, önce iyice düşünür, sonra amel et­meye başlar. Böylece sonunda, yaptığı işten utananlardan olmaz iffeti

Vasiyeti

“Biliniz ki, elbiseyi temiz su temizler. Dili, AllaİM Teâlâ’yı zikretmek temizler. Bedeninizi namaz kılmak,! mâ­lınızı zekât vermek temizler.

Yolunuzu, insanların sizden hoşnut, memnun olması temizler. İhlâs sahibi oluncaya kadar ihlası, kurtuluşa erin­ceye kadar da kurtuluşu arayınız.”

“Kalbin, dilin ve bedenin temiz olması, helal lokma yemeğe bağlıdır. Helal lokma yiyen insanın mides^ içinde temiz su toplanan havuz gibidir. Bu havuzdan etrafa temiz su dağılır ve bol su ile çiçekler yetişir, ağaçlar meyve verir, ondan istifade edilir.

Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Bir kimse, hiç haram karıştırmadan kırk gün helal yerse, Allah-u Teâlâ onun kalbini nur ile doldurur. Kalbine nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya muhabbetini kalbinden giderir.” (Taberani)

Tevbe ediniz. Tevbekar ve edebli olmak lazımdır. Tev- be ediniz ki, tevbe bütün taatlarm başıdır. Tevbe sadece dil ile olmaz. Tevbe, işlenen günahlara kalben pişmanlık ve bir daha günahı işlememektir.

Allah-u Te âlâ’dan daima korkunuz. Kendi günahlarını­za bakıp tevbe ediniz. Başkaları sizden hoşnut olsun. Gü­nahlarınıza pişman olup, o kadar ağlayıp tevbe ediniz ki, gerçekten size tevbekar densin.

Dünyada iken günahlara pişman olup, kulluk vazifesi­ni yaparak ahireti kazanmak lazımdır. İşte, bütün işin aslı budur. Sevgi ve muhabbet; Allah-u Teâlâ’nm rızasını ara­mak ve kötü işleri terk etmek, ahde vefa göstermek, ema­nete ihanet etmemek, kendi kusurlarım görüp, amelleri ile övünmemek, amellerini görmemek, daima Allah-u Teâlâ’yı zikretmekle meşgul olmaktır.

Akıllı kimse kendi halini düşünür. İnsanlar ile kendi arasındaki hududa, hakka riayet eder. Bunu gözetmeyeıi- ler için verilecek cezayı bildiren nice ayet-i kerimeler nazil olmuştur. Her zaman ve her yerde, bakarken, kokuşurken, dinlerken, gelirken, yerken ve içerken, Allah-u Teâlâ’ya ve insanlara karşı uyulması gereken bir hudud vardır.

Fırsatı ganimet biliniz. Yaptığınız işleri kurtuluşunuza vesile olacak şekilde yapınız. Helal rızık kazanmak için ça­lışınız. Kafi miktarda kazanıp, israf ve cimrilik etmeyiniz. Nafakanız da dinimizin emirlerine uygun olarak davranı­nız.

Resulullah Efendimiz; “İşlerin hayırlısı, vasat olanı­dır.” (Kütüb-i Sitte) buyurdu. Helalinden ve kendi kazancınız­dan yiyiniz. Allah-u Teâlâ’yı zikretmeden uyumayınız.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem; “Âlimin uy­kusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır.” (Minhacû’f-Müteallhnmj buyurdu.

Ey talebelerim, insanların maksada, saadete kavuş­maktan mahrum kalmalarının sebebi; ahiret yolunu bıra­kıp, yalancı dünyaya sarılmalarıdır. Ahiret saadetini iste­yen kimse, doğru itikad’a sahib olup, bid’at ve delalet olan şeylerden uzak durarak ve yaptığı her işten hesaba çekile­ceğini bilerek, ona göre hareket etmelidir.

Ey dostlarım, gidişatınızdan habersiz olmak kadar kötü bir şey yoktur. Bu hal gaflet içinde olmanın delilidir. Başkalarının habersiz olduğu şeyler bu yolun büyüklerine açılmıştır.

Onların maksadı Allah-u Teâlâ’mn rızasını aramaktır, Onlar, buna kavuşmuşlardır. Allah-u Teâlâ, her asır da se­vip seçtiği kullarından bir büyük zat yaratır. Böylece herke­si belalardan felaketlerden korur.

Ey dostlarım, böyle olan zata talebe olunuz. Böylece dünya ve ahiret saadetine kavuşmuş olursunuz, tîmmet-i Muhammed’in aydınlatıcıları olan âlimlere yakın olunuz. Nitekim Resulullah Efendimiz;

. “Âlimler, Peygamberlerin varisleridir.” (Ebu Davud, Timi­ziI buyurdu. Sakın ilmi ve âlimleri sevmekten uzak kalma­yınız. Bu, kurtuluş vesilesidir. Ruhsatlardan uzak durup, azimet ile amel ediniz. Ruhsatlar ile amel etmek zayıf kim­selerin işidir.”

Seyyid Emir Külâl rahmetullahi aleyh Silsile-i Âliyye’de emaneti, Muhammed Baba Semmâsî rahmetullahi aleyhi den almışlar…

Allah-u Teâlâ. sırrım yüceltsin.

KAYNAK: Cennet Yolunun Rehberi /Seyda Muhammed Konyevi

Bunu biliyor muydunuz?

Ya’kub-i Çerhil -rahmetullahi aleyhi-

Ya’kub-i Çerhîl-rahmetullahi aleyhi- Hem zahir hem batın ilimlerine vakıf, tefsir ilmine ça­lışmış, eserler bırakmış bir ...

Bir Cevap Yazın

Araç çubuğuna atla