Warning: ksort() expects parameter 1 to be array, object given in /home/tasvvfhl34f/public_html/wp-content/plugins/buddypress/bp-core/bp-core-template-loader.php on line 214
Mürşid-i Kamile İntisabın Gerekliliği – Tasavvuf Ehli
Ana Sayfa / FETVALAR / TASAVVUF / Mürşid-i Kamile İntisabın Gerekliliği

Mürşid-i Kamile İntisabın Gerekliliği

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe; 119)

Sadıklarla beraber olmakla, nefsin temizlenmesi ve güzel sı­fatlarla bezenmesi gerçekleşir. Bu sayede, takvada muvaffak ol­mak mümkündür. Bunu başarabilmek için de bir Mürşid-i Kâmil’e intisab etmek ve onların sohbetlerinde bulunmak şarttır. Çünkü sadıklarla beraberlik cismani olarak sohbetle, ruhani (manevi) ola­rak ise râbıta ile olur.

Sadıklarla beraber olmanın ve bir Mürşid-i Kâmil’e intisab et­menin faydası ve tesiri; hem ameli olarak zahiren mürşide iktida etmesiyle, uymasıyla hem de ruhi olarak kendisine tesir etmesiyle meydana gelmektedir.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem, Ashâb-ı Kiram’1; Adâb-ı Ders ve Adâb-ı Nefis olmak üzere iki şekilde terbiye etmişlerdir. Allah-u Zülcelâl, Habibi’ni bu iki âdâb ile âdâblandırmıştır. O da Ashabını böylece âdâblandırmıştır.

Âdâb-ı Ders; zâhirî olarak yapılan bütün ibadetlerin Allah-u Zülcelâl’in istediği şekilde yapılmasıdır.

Âdâb-ı Nefis; nefsin ve ruhun kötü sıfatlardan temizlenmesi ve güzel sıfatlarla muttasıf (bezenmiş) olmasıdır.

Allah-u Zülcelâl’in veli kulları da bu iki âdâbla âdâblanmışlar ve kendilerine tâbi olanları da bu şekilde âdâblandırmaktadırlar. Çünkü mürşid-i kâmiller, bir silsileye dayalı olarak, birbirlerinden ders alarak günümüze kadar gelmişlerdir.

İşte bu sebeple, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesel- lemin gerçek manada varisleri olan Mürşid-i Kâmillere intisab et­mek ve onlardan istifade etmeye çalışmak, son derece faydalı ve gereklidir.

Şeyh İsmail Hakkı Bursevî tefsirinde şöyle demektedir: “Ey îman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Töv­be; ıi9) ayet-i kerimesinden murad, Mürşid-i Kâmil’lerdir. Ciddi­yetle bir insan onların kapılarında hizmet eder, muhabbetiyle na­zarlarında kabul olunursa, onların feyz ve bereketlerinden dolayı mâsivayı (kötülüğü) terk etmeye muvaffak olur. Allah-u Zülcelâl’İn yolunda olan, istikamette başarılı olur ve ilahi huzura kavuşur.”

Sadıklarla beraber olmak emrinin hikmeti şudur: İnsan halini, suretini, fiilini başka bir zatm iradesiyle icra etmez ise şüphesiz heva ve hevesinden ayrılamaz, ayrılamadığı için de kısa olan öm­rünün hepsini beyhude harcar, gerçek maksadına ulaşamaz. An­cak kendisini başka bir zatm emrine verirse nefsi ölmüş olur, kalbi de hayat bulur. Nasıl ilim tahsil eden bir genç, âlim bir kimsenin nezaretinde cehaletten kurtulursa kişi de kâmil mürşidin emri al­tında amel ve ihlasta başarılı olabilir.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem,üAshâb-ı Kirâm’ı sohbetleriyle feyz vererek yetiştirmiştir. İşte, Mürşid-i Kâmiller de hakiki varisler olmalarından dolayı, müridlerini soh­bet, teveccüh ve nazarlarıyla yetiştirirler.

Ebu Derda radıyallâhu anhudan rivayet edilen bir hadis-i şe­rifte Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem şöyle bu­yurmuştur: “Muhakkak âlimler peygamberlerin varisleridir&Onlar dinar ve dirhemlere varis olmamışlardır. Ancak ilme varis olmuş­lardır.” (Ebu Davud: 3641, Tiımizî: 2681)

Bu hadis-i şeriften açıkça anlaşılacağı üzere sadece ilmi, zahirî ilim olmak alıp, manevi ilmi göz ardı etmek, ancak büyük bir ce­haletin eseridir. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem Ashâb-ı Kiram’ı nasıl küfür bataklığından, zulmetten ve cehaletten kurtarmış ise Mürşid-i Kâmil’ler de kendileriyle beraber olanlan, kendi vasıflarıyla donatırlar.

Bazılarının yaptığı gibi zâhirî ilmi kabul edip, manevi ilmi red­detmek suretiyle tasavvuf ehline dil uzatmak, bunlara bir menfaat sağlamadığı gibi o tasavvuf ehline de bir zarar veremez. Nitekim Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuş­tur: “Benim ümmetimden hak üzere bir cemaat olacaktır. Bir kim­senin onları Hak yoldan çevirmeye çalışması onlara zarar vermez, tâ ki Allah-u Zülcelâl’İn emri gelinceye kadar bu böyle devam eder.” (Buhari, t’tisam, 10; Tevhid, 29, Müslim, İmaret, 171)

Bu hadis-i şerifin bize çok açık mesajı vardır. Peygamber Efen­dimiz sallallâhu aleyhi vesellemin varisleri, Hak üzere Ümmet-i Muhammed’i kıyamete kadar irşad edeceklerdir. O varisler ki ha- * kiki Mürşid-i Kâmillerdir. Çünkü onlar hem zâhiri, hem de mane­vi irşad yapabilenlerdir.

Bu yüzden onlarla beraber olmak, büyük bir ilaç olduğu gibi onlardan ayrılmak da acı bir zehirdir. Öyle ki Mürşid-i Kâmillerle beraber olan kimseler, şaki de olmazlar. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuş­lardır: “Mü’minin ferasetinden korkun. Çünkü onlar Allah’ın nu­ruyla bakarlar.” (Tirmizi, Tefsir, 15, hd. 3052)

Mürşid-i kâmiller avcıya benzerler. Nasıl ki avcılar ince hüner­lerle, türlü tuzaklarla vahşi hayvanları avlayarak, onlardaki vahşet sıfatını terbiye ile giderip, hüner ve marifet öğretirlerse; Mürşid-i Kâmiller de sohbet, teveccüh, himmet ve nazarlarıyla, azgın ne­fislerin, tuğyan ve isyanlarını giderip ıslah ederek, itaat sıfatını kazandırırlar. Kulluk edebini öğreterek ilahi sırlara vakıf kılarlar.

Yalnız zâhiri ilimle, eğitim ve Kur’an okumakla manevi ilim elde edilmez. Ve de kötü sıfatlar kişide yerleştiği için gurur, kibir, riya gibi hastalıklar, insanın helakına bile sebep olabilir.

Rivayete göre Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem Efendimiz bir gün buyurdular ki: “Cibril-i Emin bana geldi ve şöyle dedi: “Ya Resûlellah! Seni hak olarak gönderen Allah-u Zülcelâl’e yemin olsun ki, bizler şöyle bir hadiseye şahit olduk,. Önceki ümmetler içinde bir kul vardı. Allah-u Zülcelâl’e bir adada beş yüz sene iba­det etti. Allah-u Zülcelâl o adada onun için tatlı bir su çıkardı, bir de nar ağacı yarattı. Ağaç her gece bir nar veriyordu; o da su ve nar ile gıdalanıyordu. Böylece ibadetine devam ediyordu.

Bu kulun eceli yaklaşınca Allah-u Zülcelâl’e ruhunu secde hâlinde alması için dua etti. Allah-u Zülcelâl de duasını kabul bu­yurdu. Bizler yeryüzüne inince ona uğruyorduk. Ruhu kabzedil- dikten sonra göğe yükseldiğimizde İlâhî ilimde bu kulun kıyamet­teki hâlini şöyle bulduk. O, Aziz ve Çelil olan Allah’ ın huzurunda durdurulur. Allah-u Zülcelâl meleklerine:

. – Kulumu rahmetimle cennete koyun! Buyurur. Kul ise:

I i Ya Rabbi, beni amelimin karşılığı olarak cennetine koy! Der. O zaman Allah-u Zülcelâl meleklerine:

 

  • Bu kuluma verdiğim nimetlerle yaptığı ibadetleri bir ölçün, diye emreder. Melekler ölçerler, kulun yaptığı beş yüz senelik iba­det ancak gözünün görme nimetine karşılık gelir. Bunun üzerine Allah-u Zülcelâl, meleklerine:
  • Verdiğim nimetlere karşı şükretmeyen bu kulu ateşe atın! Diye emreder; melekler kulu ateşe doğru götürürken kul hemen;
  • Ya Rabbi! Beni rahmetinle cennetine koy! Diye yalvarır. Allah-u Zülcelâl, meleklerine:
  • Onu geri getirin, emrini verir. Kul İlâhî huzura getirilir. Allah-u Zülcelâl:
  • Ey kulum, sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı? Diye so­rar. Kul:
  • Sen yarattın ya Rabbi! Der. Allah-u Zülcelâl:
  • Bu senin amelinle mi, yoksa benim rahmetimle mi oldu? Diye sorar. Kul:
  • Benden değil, senin rahmetinle oldu! Diye cevap verir. Allah-u Zülcelâl:
  • Sana beş yüz sene ibadet etme kuvvetini kim verdi? Diye so­rar. Kul:
  • Sen verdin ya Rabbi! Der. Allah-u Zülcelâl, diğer bütün ni­metleri kimin verdiğini sorar. Kul:
  • Sen verdin ya Rabbi! Der. Allah-u Zülcelâl:
  • Nihayet bunu anladın, seni de rahmetimle cennetime koyu­yorum. Ey meleklerim! Bunu rahmetimle cennete koyun. Ey ku­lum sen bundan önce güzel bir kuldun, buyurur ve onu cennetine koyar. Soma Cibril aleyhisselâm dedi ki:
  • Ya Resûlellah! Gördüğün gibi her şey ancak Allah-u ZülcelâTin rahmetiyle olmaktadır. (Hakim, Beyhâlâ)

İşte bu yüzden, insan ne kadar çok ibadet ederse etsin, bir Mürşid-i Kâmil’e bağlanıp onunla beraber olursa, daima yapmış olduğu ibadetini az görür ve Rabbine daha fazla ibadet etmeye gayret gösterir. Eğer mürşidi olmazsa, nefis ve şeytan insanı çok kolay aldatır. Az olan ibadetini bile çok görür ki Allah muhafaza helak olur.

Her insan manevi olarak kötü sıfatlar olan gurur, kibir, riya, haset, gıybet gibi hastalıklara müpteladır. Bunların temizlenmesi için de bir Mürşid-i Kâmil’in manevi terbiyesine girmek şarttır.

Bunu biliyor muydunuz?

Tasavvuf Nedir

Tasavvufu, yine kendi terimleriyle şöyle tarif edebiliriz. Ebedî saadete ulaşmak amacıyla, zâhirin ve batının tamir; ...

Bir Cevap Yazın

Araç çubuğuna atla